Yazici Versiyonu
Ana Sayfa
 
Onceki Sayfa
Ingilizce Versiyon
 
Arsiv
 
Abonelik
 
Abonelik Iptali
 

 

Türkiye'de Namus Cinayetlerinin Dinamikleri Raporunu indirmek için tiklayiniz.

Tüm dünyada kadınların ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak güçlenmeleri için çeşitli programlar yürüten Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından desteklenen, "Türkiye'de Namus Cinayetlerinin Dinamikleri: Müdahale Olasılıkları" başlıklı bir rapor 22 Kasım 2005'te yayımlandı. Rapor, kadına yönelik şiddet türlerinden en utanç vericisi olan 'namus cinayetleri' konusunu ele alıyor. Araştırmayı Nüfusbilim Derneği, İstanbul, Adana, Şanlıurfa ve Batman'da, aralarında öğretmen, polis memuru ve avukatlar gibi kamu çalışanları ile medya ve sivil toplum kuruluşları üyelerinin de bulunduğu 194 kişiyle grup görüşmesi yaparak gerçekleştirdi. Rapor, namus cinayetlerini de içeren kadına karşı her türlü şiddeti önleyecek politikaların, ancak bu eylemlerin ardındaki toplumsal yapı, yaşam tarzı ve zihniyetin anlaşılmasıyla geliştirilebileceği düşüncesinden yola çıkılarak hazırlandı.

 

Namus, araştırmanın yapıldığı tüm kentlerde, katılımcılar arasındaki farklı algılamalara karşın, yaygın olarak 'kadın, kadın bedeni ile cinselliği ve kadınların kontrol edilebilmesi'

biçiminde algılanıyor. Namus, büyük ölçüde kadınla erkek arasındaki cinsel ilişki, kızların bekâreti ve zina/sadakatsizlik ile ilişkilendiriliyor. Böylesi bir tanımlama genel olarak erkekler, daha geleneksel çevrelerde yaşayan kadınlar ve bazı meslek grubu mensupları tarafından yapılıyor. Bu çerçevede 'namus', bir erkeğin karısı, yani 'helali', annesi, kız kardeşi, ailesindeki ve hattâ yakın çevresindeki kadınları temsil ediyor. Erkek, çevresindeki tüm bu kadınlara 'göz kulak olmakla' sorumlu kılınıyor. Böyle bir anlayış, erkeklerin sorumluluk alanlarını genişletirken, kadınların üzerindeki baskının da artmasına neden oluyor.


Raporun bulguları, öncelikle toplumdaki namus algısı, bu algıyı oluşturan etkenler ve "namusa aykırı davranışların" neler olduğunu ortaya koyuyor. Şanlıurfa'dan erkek bir üniversitesi öğrencisi, "Namus, şu anda yaşamamızın sebebidir. Şu anda biz namus için yaşıyoruz yani. Namus olmazsa, bilmiyorum, yaşamanın bir anlamı yok herhalde. Parasız yaşanır ama şerefin mutlaka olmalı" diyor. Raporda yer verilen bu sözler, 'namus'un toplumda temel bir ihtiyaç olarak nasıl algılandığına ışık tutuyor.

 

Araştırma aynı zamanda namus cinayetlerinin ardında yatan nedenlere de yer veriyor:

(1) Ekonomik ve sosyal koşullar ile geri kalmışlığın yol açtığı yoksunluklar. (2) Ataerkil toplumsal yapı sonucunda erkeklerin kadınlar üzerinde hâkimiyet kurmaları. (3) Ailenin toplumdaki rolü ve çocukların yetiştirilme biçimi. (4) Üzerilerindeki toplumsal baskı nedeniyle erkeklerin çaresiz kalmaları. (5) Kişisel nedenler.


Rapor, Türkiye'de namus cinayetlerinin gelecekte azaltılabilmesi için atılması gereken adımları şekillendirebilecek dört ana mesaja işaret ediyor:

1- Namus toplumda önemli bir kavram olarak tanımlanırken, namusun kendisinin şiddet ve suç içeren eylemlerden ayrı tutulması gerekiyor.
2- Genel düşüncenin aksine, namusa aykırı davranışların cezalandırılmasında genç erkekler, orta yaş ve üzeri erkeklere göre daha az hoşgörülü. Bu sonuç, 2003 yılında yapılan Türkiye Nüfus Sağlık araştırmasında 15-19 yaş grubundaki genç kızların %63'ünün evlilik içinde şiddeti kabul edilebilir görmeleri sonucu ile birlikte düşünüldüğünde, genç nüfusun şiddetin önlenmesi konusunda ciddi bir eğitim desteğine ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor.
3- Bazı kamu görevlileri, namus adına işlenen cinayetleri toplumun hoşgörüyle karşılamasına yol açabilecek bir ortam yaratıp, çeşitli davranış biçimleri sergileyerek, kadınların hak ve özgürlüklerini ihlal eden namus cinayetlerine âdeta katkıda bulunuyor.
4- Ancak araştırmaya katılanlar arasında, kadının insan haklarının en uç noktada ihlali olan namus cinayetlerini ortadan kaldırmak için çalışan kamu görevlilerinin de bulunması bu konudaki umutları artırıyor.

 

Namus cinayetleriyle mücadelede medyaya önemli görevler düşüyor
Rapora göre, demokratik kurumların hukukun üstünlüğü ilkesini, eşitlik ve özgürlük gibi evrensel değerleri ön plana çıkarmaları, kadın ve kız çocuklarının haklarının korunmasının önşartı. Namus cinayetlerinin gerisindeki zihniyetten kurtulabilmek için devlet, bir 'sıfır hoşgörü' politikası oluşturmalı ve başta öğretmenler, polisler, din görevlileri, yasa koyucular, savcılar ve hâkimler olmak üzere tüm kamu görevlileri ile sivil toplum kuruluşları, kamuoyu önderleri, aileler, tüm eğitim kurumları ve medya devlete destek vermeli.


Araştırmaya katılanlar arasında, yurttaşların haklarıyla temel özgürlüklerini etkin biçimde korumaya kendilerini adamış olan kamu görevlilerinin yanı sıra, namus cinayetlerini destekleyen kamu görevlileri de dikkat çekiyor. İstanbul'da görev yapan 25 yaşındaki bir polis memuru, "İnsan ne için çalışır ve yaşar? Önce namus için. İnsan aç kalabilir ama bir tabak yemek yersen karnın doyar. Ancak namusunu kaybedersen dönüşü yoktur. Namus helalindir" diyor. Öte yandan Şanlıurfa'dan bir polis memuru ise, kadınların kötü kaderlerinden kaçmalarına nasıl yardımcı olduklarını aktarıyor: "Bir yurda yerleştirilmesi için yardım ettik. Biz onu burada yurda teslim ettik. Buradaki yurttan Ankara'daki yurda gitti. Böyle yurt yurt gezdirip izini kaybettiriyorlar. İzini kaybettirdikten sonra eğer kız kendisi isterse yurttan çıkabiliyor."


Rapor, sıfır hoşgörü politikasının geliştirilmesi için de şu önerileri sunuyor:

(1) Tehdit altında olan kadın ve kız çocuklarının korunması için sığınma evleri, istasyonlar açmak, şiddet hattı kurmak. (2) Kamu görevlilerini toplumsal cinsiyet eşitliği ve namus cinayetlerinin topluma etkileri konusunda eğitmek. (3) Milli eğitim sistemini toplumsal cinsiyet eşitliğine daha duyarlı bir şekilde yeniden yapılandırmak. (4) Gençleri, erkekleri, kadınları, sivil toplum çalışanlarını ve namus cinayetleri konusunda çalışan profesyonelleri eğitmek. (5) Aileler için "toplumsal tartışma merkezleri" kurmak. (6) Din görevlileri ve topluluk liderleri ile birlikte çalışmak. (7) Kadınların ve kız çocuklarının güçlenmelerine yardımcı olacak eğitim çalışmaları ve sosyal etkinlikler düzenlemek. (8) Şimdiye kadar gerçekleştirilen yasal değişikliklerin hayata geçirilmesi için bir baskı grubu gibi çalışmak.

 

Rapora göre namus cinayetleriyle mücadelede medyaya da önemli görevler düşüyor. Medya, özellikle de yerel medya, kamu bilincinin yükseltilmesinde bilgilendirici, eleştirel ve dönüştürücü bir rol oynamalı. Ayrıca medya halka, gerek sivil toplum kuruluşları, gerekse diğer kuruluşlar hakkında doğru bilgi vermeli. Toplum önderleri, din görevlileri, toplumun sevilen ve sayılan insanları, bilim, sanat ve spor dünyasından popüler kişileri konuşturarak şiddetin ve namus uğruna cinayet işlemenin bir insan hakları ihlali olduğunu göstermeli ve yayınlarında, eğitim çalışmaları ile sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerini de içeren şiddete karşı mücadelenin iyi örnekleri tanıtmalı.

 

Raporun tam metni için: http://www.undp.org.tr/docs/HonorKillings/HonorKillingsReport.pdf


Üste al
Ana Sayfa
 
Onceki Sayfa
Ingilizce Versiyon
 
Arsiv
 
Abonelik
 
Abonelik Iptali
 
Yazici Versiyonu

UNDP Türkiye ana sayfa